20110126

Auf Wiedersehen Lan!


Arkadaşım evinize misafir çağırıyorsanız o sifonu bir tamir ettirin lan önce. O sinir stresi yaşamak zorunda mıyız?

Ha bir de “tuvalet ne tarafta?” diye sorduğumda “lavabo mu?” diye düzeltmeyin. Lavaboya mı sıçıcaz espirisi yapıldığından yapmıyorum ama bu dilimin ucuna gelmediği anlamına gelmez.

Hayır sanki doğrusu lavabo da ben yanlış bir şey söyledim. Kenef olur, hela olur, 100 numara bile olur ama lavabo olmaz arkadaşım.

Sizde kalıyorsak da sabah erken uyanın lan! O nasıl garip bir duygudur uyanırsın ev sahibi uyanmamış. İçeriden bi tıkırtı gelse de kalksam diye beklersin. Sıkılırsın, sıkılırsın, sıkılırsın... Saat filan kurun lan misafiriniz varsa. Uyanın yani.

Pratiğin teoriden çok daha önemli olduğunu ilk kez bir yabancıya “fine thanks and you” dediğimde anladım.

İngilizce konuştuğum ilk yabancının Amerika’nın arka sokaklarında yetişmiş bir Ürdünlü olması da düşündürücü. Wazzup dedi bana ama algılamam ciddi bir süre aldı.

Lan bu ailelerin dil eğitimine yeni başlayan çocuklarına “hadi bak gavur var git konuş” zorlaması nedir lan?

İlk Almanca konuşmamı da böyle bir durumda yapmıştım. Lan ben zaten çocuğum gavur dediğiniz Alman benden de çocuk. İlkokula gittiği bile şüpheli. Benim bildiğim 3-5 Almanca cümle var. Almanya’da kamyon şöförlüğü yapan hocamızdan bir dönemde ancak bu kadar öğrenebilmişim. Çocuk ne zaman plaja gelse peder git konuş diyor, ya yok ne konuşucam diyorum, konuşmazsan dilin gelişmez diyor. 5 cümlenin neresi gelişecek, bildiğim 5 cümleyi de şahane söylüyorum zaten diyemiyorum. Gidiyorum çocuğa her gün adını soruyorum. Sonra kendi adımı söylüyorum. Görüşürüz deyip dönüyorum. Üçüncü gün çocuk beni mal zannetmeye başladı doğal olarak. Peder halen konuş diyor. Ülkemizin tanıtımı için çok zararlı bir şey istiyorsun demiyorum, diyemiyorum. Gidiyorum çocuğa yine adını soruyorum, kibar çocuk Avrupa görmüş tabi, cevaplıyor her seferinde. Neyse efenim bu böyle sürerken artık tatilin bitmesine çok az bir süre kalmış, bizim Alman yine plaja geldi. Babam yine git konuş dedi. Zira o aralar şartlı refleks geliştirmiş idi. Alman gördüğünde git konuş diyordu. Natürlich gidip adını soruyordum ben de. Çok Alman adı öğrenmiştim o yıl. Her neyse gittim bizim velede, adını sordum yine. Şöyle bir baktı okkalısından bir yumruk patlattı. Sağlıklı bir Türk çocuğu olarak ceddimizin gücünü ona gösterebilirdim ama bir yandan da Türk misafirperverliği filan var. Zihnimde böyle milliyetçi duygular birbiriyle  çatışırken –cirit atarken diyeyim konsepte uysun- lan dedim (evet o yaşta da lan derdim ben) velet haklı bana vurmakta. Ben olsam kafa göz dalardım. Almanca “Haklısın Lan” ne demek diye düşündüm bir süre. Bulamadım tabii. “Wie heißt du?” dedim. Ama tonlamasını “Haklısın lan!” gibi yaptım. O “B” gibi olan şeyi iki “s” yanyana gibi okudum. Onu biliyordum. Çok başarılıydı bence. Çocuk anlamadı, koşarak uzaklaştı. Auf Wiedersehen Lan! diye mırıldandım arkasından.

Çocuğun adını hatırlamıyorum lan!

Yorumsuz:
Bülent Ersoy, Arım Balım Peteğim’ programında “Alışmak İstemiyorum” adlı şarkısını seslendirirken duygusal anlar yaşadı. Ersoy “Nikahsız hiç birlikte olmadım... Birol vardı bir tek... 12 sene onunla nikahsızdım, yalan atmayayım. Onun dışında iki evlilik yaptım... Başka hayatıma hiç giren olmadı. Sanatkar olduğum halde hep duru kalabildim...Bundan sonra da evlenmeyi düşünmüyorum” dedi.

Lan çok uzun bir şeyler yazmışım ha. Bir daha böyle uzun yazmaya kalkarsam uyarın beni.


4 yorum:

  1. Şşşş! Herkes akıllı olacak. Seni uyaranı ben döverim bi kere. Büyük küçük dinlemem sağlı sollu girerim böyle. Uzun olduğunu düşünen bi zahmet öte gitsin, nedir yani! (Bundan sonra böyle, sevdiğim bloggerları bi nevi evladımmış gibi sahipleneceğim. Korkma taam mı?)

    Ehm!Taam sakinim. Geçti taam. İyiyim taam.

    Lavaboya mı sıçıcaz esprisini yapayım ben bi senin yerine, iyiymiş. Bülent Ersoy'u okuyunca suratımın girdiği şekli anlatmayayım, ama ısrar edersen anlatabilirim. Ama yani hiç anlatılacak gibi de değil ki böyle sevişen maymun görmüş gibi oldum bi an, maymuna limon yedirmişler de denebilir. Ya da işte bunun gibi şeyler. Hoş değil. Bülent o çünkü.

    ps: Otobüste okunmaması gereken adam 'Onur Gökşen' derdim hep. Güldüğümde tuhaf bakışlar altında 'ayh çok komik ama okusan sen de seversin' savunmacılığı ve kendimi aklama hadidesi yaşarken, anladım ki seni okurken de pek farklı olmuyor durum. Yo yo! Sizi bir tuttuğumdan değil, demek güzelmiş gibi bişeydi bu.

    Aşiret torunundan hürmetler.

    YanıtlaSil
  2. Ahaha artık arkamda tiramisuu var ona göre davranın lan!
    Ben Bülent Ersoy'un özellikle "duru" kalması olayına bayıldım.
    Efenim bu çoook güzel yorumun için teşekkür ettim, hürmetlerimi sundum :)

    YanıtlaSil