20120424

Otuz


“Merhaba yine ben. Bunu doğumgünümde yazmış, paylaşayım demiş sonra vazgeçmiştim. Uzun zamandır yazmıyorum. Bir konsept dahilinde yazmak beni yordu. Artık burada konsept dışı yazılar da yayınlamayı planlıyorum. Konsept var mıydı onu da pek bilemiyorum aslında. Neyse, öyle işte...”

Bugün 30 yaşındayım. Boris Vian’ın ölmesine 9, Kafka’nınkine 11 yıl var. Öyle işte.

Uzun zamandır yazmıyordum. Kızdığını gülerek geçiştirmeye çalışıyorsan; kızdıkların gülemeyeceğin boyuta geliyorsa, bir de en çok kendine kızıyorsan oluyor öyle. Bu nedenle bu yazı bu blog için alışılmışın dışında olacak.

Bazen hayat alaya alabileceğinin ötesine geçiyor ya da sen alaya alabilme özelliğini kaybediyorsun.

Libya’da savaş varken bu konuda yazsana diyenler vardı mesela. İnsanlar ölüyor ne yazayım diyebilmiştim.

Gerçeğin; düşü, mizahı, hayatı alaya alanları mağlup ettiği günler geliyor bazen.

Ama düşler güçlüdür, gerçekleşmelerine bile gerek yok sonunda kazanmaları için... Neyse...

Benim bir adım yok. Aslında iki adım var da yok işte... Biri dayımın, biri dedemin adı.

Biri ben doğmadan ölmüş, diğeri ben doğduktan sonra öldü.

Onların adını taşıyınca, onların adına yaşıyorum; en azından bazıları için...

Hani yanlış bir şey yapsam, biri benden bir şey istese “emaneten bakıyorum” diyebilirim gibi...

Aslında çok güzel bir kafa olabilir lan.

Bana hayatla alay etmeyi öğreten; adını taşıdığım dayımın annesidir.

Kafası basmayanlar için söyleyeyim anneannem oluyor.

80 yaşında tekneden atlayarak denize giren bu kadın 8 yaşında öksüz kalmıştır. 20 yaşındaki oğlu kendini vurmuş, yaklaşık 20 yıl şizofren kızıyla birlikte yaşamıştır. Ta ki kızı kendini Karadeniz’in dalgalarına bırakıncaya kadar...

Ağlamakla gülmek kardeştir bu kadın için, hayattır. Bir dakika içinde hem gülüp, hem ağlayabilir.

Ama güler o kadın, matraktır.

Kızı hiç bilmediği, hiçbir zaman varolmayan bir dilde bir şeyler konuşurken, o da başlar varolmayan bu dilde kızıyla konuşmaya. Torununa döner dil çıkarır sonra: “uydurmasyon”...

Televizyonda bir balığın karnından insan iskeleti çıktığı haberini duyunca “acaba bu benim kızım mı?” diye basar kahkahayı. Gülerken ağlar, ağlarken güler...

Bunları niye yazdın lan diye soracak olursanız, orta parmağımı dimdik tutarak cevap verebilirim sadece...

Bunları yazarken aradı kadın. Doğumgünümü kutladı. Tansiyonu yükselmiş. “Oraya çok adam gönderdim. Onların yerine kalacağım, gitmeye niyetim yok” dedi. Gülerek başladı telefona, kapatırken ağladı...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder