20121101

Hollanda

Efenim bir önceki yazımda Hollanda’ya gideceğimi yazmışım. Hatta gidip döndüğümü iddia eden arkadaşlarım bile var. Hangi ara gittim lan? Ben niye hatırlamıyorum?

Yok lan o kadar da değil. Hatırlıyorum bir şeyler…



Bisikletler vardı mesela. Bir de bisiklete binen kadınlar. Adamlar da tabii.
Adam-kadın filan dediysem öyle bildiğiniz adam-kadın gibi düşünmeyin. Buradakilerden 20 santim uzun, 20 kilo zayıf canlılar.
Tipografi diliyle konuşursak biz condensed bold oluyoruz.
Gulliver devler ülkesinde modu.
Zayıflıklarının nedeni sürekli bisiklete binmek olabilir. Neden uzunlar onu çözemedim. Memleket sulak ondan herhalde.
Evet kadınlar gayet güzel. Şöyle söyleyeyim; doğal kızıl var. Var yani. Gördüm.

Hani bizde "bazı kızlar çok güzel" diye bir laf var ya. Orada "bazı kızlar çok çirkin" diyorlar. Ya da demeliler. Desinler.

Değişemem. 
Bir de kanallar var. Onların içinde boat-house’lar var.
Eski ve küçük evler, daracık sokaklar, harika kafeler, bol bol ağaç, ot, yeşillik vs.
Bisikletler ve boat house’lar en sevdiğim şeyler oldu.
Dağ-tepe-bayır yok. Dümdüz. Bu sayede doğal bir kızılı 100 metre uzaktan fark edebiliyorsunuz. Çok kasmayın, o sizi fark etmiyor.
Neden? Çünkü Türk çok. Bir yanda bisikletliler, bir yanda kanallar, her yanda Türkler var.
Bu durum kendini en çok Red Light District’teki “Garıya bah amuğagoyiim” nidalarında belli ediyor.
Red Light olayını sevmedim. Vitrinde çıplak kadın modu itici geldi. Bir kıçlarında karanfilleri eksik.
Belki de değildir. O kadar yakından bakmadım.
Aslında “Avrupa’da osurmak ayıp değil” efsanesini de incelemeye alacaktım fakat başaramadım. Zira o soğukta her şey donuyor.
Yine de şunu söyleyebilirim; Adamlar her şeyi o kadar sessiz yapıyor ki gaz çıkarmak ayıp olmasa bile sesli yapmak kesinlikle ayıptır.
Almanlar komşuları diye sordum, onlar da bu kadar sessizmiş. Pornolar tüm gerçekliğini yitirdi benim için.
En çok eksikliğini hissettiğim şey midye dolma oldu. Dilim-damağım kurumuş, acıkmışım, bir tane mi midyeci olmaz arkadaş.
O yüzden midyenizi yanınızda götürün derim.
Döner götürmeyin. Her köşede dönerci var.
Muhakkak Hollanda 5. Bölgesel Masa Tenisi Ligi maçı izleyin.
Yok lan izlemeyin. Ben arkadaşımın maçı diye izledim. Tezahürat hiç hoş karşılanmıyor.
Köylerini ziyaret edin ama. İnanılmaz güzel ve sessiz. Çok acayip triplere de sokuyor.
Köyde gördüğünüz, akülü scooter’a binen, elleri poşet dolu, baş örtülü kadını halüsinasyon sanmayın. Emine Teyze gerçek. Bayram bile kutluyor.
Orta yaşlı Hollandalılarla siyaset konuşmayın. Cümleye “Merhaba 3. dünyalı, sana bir şeyler öğreteyim” tavrıyla başlayabiliyorlar.
Fakat cümlelerinizi “şu düşünür, şu kitabının, şu bölümünde bu konuda şunları söylemişti”, “sizin söylediklerinize şu yazar, şu makalesinde, şöyle karşı çıktı” minvalinde sürdürürseniz, surat ifadeleri paha biçilmez bir hal alıyor.
Yine de konuşmayı “aferin sen akıllı bir 3. dünyalısın” tavrıyla bitirebiliyorlar.
Gençlerde durum farklı. Dünya ahvali üzerine gayet keyifli sohbetler dönebiliyor.
Bardaki kırmızı kazaklı, orta yaşlı kadın sigara isterse vermeyin, sonradan çok yavşıyor.
Onun biraz ilerisindeki adamın da geri kalır yanı yok. Benden söylemesi.
Muhakkak bir kitapçıyı dolaşın. Ezbere bildiğiniz kitapları Hollandaca hallerinde tanıyamayacaksınız
Eğer Antwerp’e giderseniz yolda yürürken sigara sarmayın. Dilenci amcanın para kupasına çarpıp devirirseniz çok öfkeleniyor.
Belçika’da bira içmeyin.
Ama eğer içerseniz…
Bana da getirin lan. Lütfen ama.
Halloween haftasında giderseniz mutlaka bir partiye katılın.
Bunu ayrı bir yazı olarak yazacağım. Belki üşenmezsem fotoğraf filan da koyarım. Şimdi sıkıldım.
Hollanda’ya bigidin, keyifli memleket.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder